Antalya, sadece bugün lüks villaları, masmavi koyları ve altın sarısı kumsallarıyla değil, binlerce yıllık köklü geçmişiyle de insanlığı kendine hayran bırakan kadim bir şehir. Tarih boyunca Likyalılardan Romalılara, Selçuklulardan Osmanlılara kadar pek çok büyük medeniyete ev sahipliği yapmış olan bu topraklar, her köşesinde geçmişin izlerini gururla taşıyor. Şehre adım attığınız an, modern bir tatil kentinin canlılığı ile açık hava müzesini andıran tarihi dokunun kusursuz uyumunu hemen hissediyorsunuz.
Bu büyüleyici serüven, milattan önce 2. yüzyılda Bergama Kralı II. Attalos’un askerlerine "Gidin ve bana yeryüzünün cennetini bulun!" emrini vermesiyle başladı. Askerlerin gösterdiği büyüleyici limana hayran kalan kral, buraya kendi adından mülhem "Attaleia" adında bir şehir kurdurdu. Zamanla bu isim kulaktan kulağa değişerek bugünkü "Antalya" halini aldı. Antik çağın liman kenti, günümüzde de Akdeniz’in kalbi olma özelliğini hiç kaybetmeden korumaya devam ediyor.
Şehrin merkezinde zamana meydan okuyan en ikonik yapı, hiç kuşkusuz Roma İmparatoru Hadrianus’un kenti ziyareti şerefine MS 130 yılında inşa edilen Üçkapılar’dır (Hadrian Kapısı). Antik surların arasından geçip bu görkemli kapıdan içeri süzüldüğünüzde, sizi daracık sokakları, cumbalı konakları ve buram buram begonvil kokan havasıyla Kaleiçi karşılar. Kaleiçi, Antalya'nın geçmişi ile bugünü arasında asılı kalmış sihirli bir zaman tüneli gibidir.
Bugün Antalya, bu zengin tarihi mirasını modern dünyanın konforuyla taçlandırıyor. Dünyanın dört bir yanından gelen misafirler; sabah antik bir kentin tiyatrosunda tarihin tozlu sayfalarını aralarken, öğleden sonra Akdeniz’in turkuaz sularına karşı konuşlanmış özel villalarında doğanın ve huzurun tadını çıkarabiliyor. Geçmişin kralları ve imparatorları için bir güç ve zarafet merkezi olan Antalya, bugün de benzersiz bir tatil deneyimi arayan herkesin vazgeçilmez sığınağı olmaya devam ediyor.